Cancağızım
Ş. Pak’a
Ak bir kuğu rüyalarıma
çağıran hüzün.
O davet
ve içtenlik
serpilmekte
her gün.
Saf bir kalem
sürgününde
düşüncelerime kazınan.
Hep bir eksik tuş,
silinmez bir kod.
Kayıtsız, istemli
yazılamamış
henüz.
Islak ve beyaz
her şey.
Anlara boyanmış
gürültü sokaklar.
Tiyatrolar…
mevsim şarkılarına
tutsak.
Perdeler;
isimsiz.
Yürüdüm
aradım,
yoklar.
Reddedişlerim
iki damla
uzağa kilitlediğin
sırlarında
cancağızım.
okday korunan/ Eylül/2006
MEKANIN CENNET OLSUN ŞEHNAZ NURTEN PAK
KUZENİN GÜRAY
HAPSOLMUŞTUR
Birşeyler yazmak isteyip de yazamayanlardanız
biz,
aslında,
yazı yazmasını herkesten iyi biliriz
fakat yine de yazamayız biz
hep yazmak istediklerimiz
tarifi zor bir yerlere hapsolmuştur,
hapsolacaktır.
Şehnaz Pak
Adı Şehnaz
Çok sevilen bir dostun arkasından bir şeyler yazmak... Üstelik "ölüm" kelimesini onun adıyla yanyana düşünemezken, hâlâ bunun bir oyundan ibaret olduğuna inanırken... O çok sevdiği, ciddi ciddi ve ne yazık ki sonunda gerçek anlamda "ömrünü adadığı" tiyatro oyunlarından biri... Gene de iyi geliyor insana. Ben de can arkadaşım Şehnaz Pak'a bir mektup yazmak istedim. 29 yaşına kadar kendisi için değil hep başkaları için yaşamış, daha da yapacak çok şeyi olan bu çok güçlü, çok özel kadına...
Bi'denem,
Bu sözü senden çaldım
kullanıyorum, tabii ki senin gibi söylemem mümkün değil. Dünden beri senin
Radikal'e ilk geldiğin günleri düşünüp duruyorum. Kafasına yatmayan şeye hemen
itiraz eden, hiç lafını esirgemeyen bir küçük kız... Hep isyankâr, bir parça
aksi, tanıdın mı da dünya tatlısı. Kendine bir kabuk örmüştün örmesine de, pek
de incedir bu kabuk. Hele bir kere aldın mıydı insanı yüreğine, sonuna kadar
seversin... Karşındaki bunu hak ediyor mu hak etmiyor mu sormadan
sorgulamadan... Sen seversin, gerisi hikâye...
İnsan seversin, şiir seversin, tiyatroyu seversin hem de büyük bir aşkla... Ben
gittiğim bütün oyunlarda hep senin kızıl saçlarını ararım yıllardır. Zaten
kırmızı senin rengindir. Çok güzel, kırmızı ojeli ellerin ve de kıpkırmızı
saçların. İçinde kopan fırtınaların rengi kırmızı... Kan kırmızı... Güzel sözler
söylemek de senin işin ya, bugünlük ben deniyorum işte.
Duvarına Sean Connery'nin resimlerini asmıştın. Senin tipindi. Bir de Attila
İlhan'ın gençlik fotoğrafını... En sevdiğin şairin. Ha, bugün kim geldi gazeteye
biliyor musun? Mehmet Güleryüz... Seni görmeye geldi. Hayat gerçekten şaka
gibi... Şu olanlara bak... Senin Haluk Bilginer'le röportaj yapmak için apar
topar yola çıkman... Her zamanki gibi bekletildiğin için ulaştırmaya son bir
zılgıt çekmen, alelacele fırlaman... Ajandana randevularını yazmışsın... 17.30
Haluk Bilginer, sonra Kaktüs'ten Boyut yayınlarının paketi alınacak. Her zamanki
düzenli Şehnaz.
İnsan gündüz gündüz Okmeydanı'nda araç içinde geçirdiği kazada ölür mü? Bu nasıl
iştir? İftar telaşı almıştı herhalde sürücülerin aklını diye düşünüyorum, aklıma
başka bir şey gelmiyor. O saatlerde yollar mahşer yerine dönüyor. Gazetende
bugün bayraklar yarıya indirildi, hiç aklına gelir miydi?
Ne güzel şiirler yazardın... Doğum günü mesajlarının bile her biri birer şiir
gibiydi. Sen hayatı hep şiir gibi yaşadın zaten. Büyük bir incelikle. Kırmaktan
korkarak, kırılmaktan çekinmeden.
Tuğrul "ben şimdi kime bulaşacağım?" diyordu bugün. Sen şaka kaldırır, darılmaz,
hiç altta kalmadan cevabı da yapıştırıverirsin çünkü.
Dün son haberini alınca, en çok içimi burkan yaşanmamışlıklar oldu. Her şey
yarım kaldı sanki. Cep telefonundaki telesekreter mesajı geldi kulağıma...
"Şehnaz Pak'ı aradınız, yazık ki bulamadınız. Ne çıkar, kulun ömrü aramakla
geçiyor..." Dilerim aradığını bulursun da diyemiyorum artık sana...
Seninle en son My Moon'da oturup uzun uzun konuştuğumuzda bir şiir okumuştuk...
"Saklı Sevda". En sevdiğin şairden... Attila İlhan'dan. Hadi gene okuyalım...
"'cam yeşili bir kız çok kirpikli / saçları nasıl karanlık bir kızıl / örtülü
bir güzellik benzeri olamaz / dudaklarındaki kan etkiliyor asıl / duyarlığı
alıngan gönlü ikircikli / ne yazsam ona tutsak /adı şehnaz"
ASU MARO
Akşam, 9 Kasım 2004
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
ACI
Canım, benim şeker kızım, yitip giderek canımdan can kopardın. Çünkü tek çocuk
olarak ben seni kardeş bilmiştim. Bunun da ötesinde... sırdaşım, can yoldaşım
bilmiştim. Sırlarımız birbirimizde,,, şimdi sen orada, ben burada kimlerle,
nasıl paylaşacağız. Bu oyunu bana oynadın. Beni eksilttin. Benim şeker kızım,
seni yolcu ettiğim yerde tüm sarı güller seni sarmalasın. Yaşam ve aşk tutkunu
Şehnaz'ımı sarı güller taçlandırsın. Seninle buluştuğumuzda, inan ki, yaşamın ya
da ölümün en güzel dedikodularını yapacağız. İnsanım... çarçabuk yanına gelmeyi
temenni edemesem de... biliyorum zaten buluşacağız... Ve de seninle bol bol
şamata yapacağız. Çok çetin, yavuz dönemler geçirdik seninle. Buluştuğumuzda
hayatı, aşklarımızı, ölümü konuşacağız. Nur için de yat ki, ben yanına geleyim.
Zaten sen her sözümü tek tek algılarsın. Şeker kızım benim. Seni mail
yazışmalarımızdaki gibi kucaklar, bütün kalbimle öperim.
Esen ÖZMAN - 06/11/2004
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------