Cancağızım

                    Ş. Pak’a

 Ak bir kuğu rüyalarıma

çağıran hüzün.

O davet

ve içtenlik

serpilmekte

 her gün.

 

Saf bir kalem

sürgününde

düşüncelerime kazınan.

 

Hep bir eksik tuş,

silinmez bir kod.

 

Kayıtsız, istemli

yazılamamış

henüz.

 

Islak ve beyaz

her şey.

 

Anlara boyanmış

gürültü sokaklar.

Tiyatrolar…

 

mevsim şarkılarına

tutsak.

Perdeler;

isimsiz.

 

Yürüdüm

aradım,

yoklar.

 

Reddedişlerim

iki damla

uzağa kilitlediğin

sırlarında

cancağızım.

 

okday korunan/ Eylül/2006

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 HAPSOLMUŞTUR
Bu, Şehnaz'ın 1993'de ben askerdeyken bana gönderdiği mektubunda yer   alan bir şiiri.
Bunu sevenleriyle paylaşmak istedim.

MEKANIN CENNET OLSUN  ŞEHNAZ NURTEN PAK     

KUZENİN GÜRAY


HAPSOLMUŞTUR
Birşeyler yazmak isteyip de yazamayanlardanız biz,
aslında,
yazı yazmasını herkesten iyi biliriz
fakat yine de yazamayız biz
hep yazmak istediklerimiz
tarifi zor bir yerlere hapsolmuştur,
hapsolacaktır.

Şehnaz Pak

          --------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Adı Şehnaz

 

 Çok sevilen bir dostun arkasından bir şeyler yazmak... Üstelik "ölüm" kelimesini onun adıyla yanyana düşünemezken, hâlâ bunun bir oyundan ibaret olduğuna inanırken... O çok sevdiği, ciddi ciddi ve ne yazık ki sonunda gerçek anlamda "ömrünü adadığı" tiyatro oyunlarından biri... Gene de iyi geliyor insana. Ben de can arkadaşım Şehnaz Pak'a bir mektup yazmak istedim. 29 yaşına kadar kendisi için değil hep başkaları için yaşamış, daha da yapacak çok şeyi olan bu çok güçlü, çok özel kadına...

 

Bi'denem,

 

Bu sözü senden çaldım kullanıyorum, tabii ki senin gibi söylemem mümkün değil. Dünden beri senin Radikal'e ilk geldiğin günleri düşünüp duruyorum. Kafasına yatmayan şeye hemen itiraz eden, hiç lafını esirgemeyen bir küçük kız... Hep isyankâr, bir parça aksi, tanıdın mı da dünya tatlısı. Kendine bir kabuk örmüştün örmesine de, pek de incedir bu kabuk. Hele bir kere aldın mıydı insanı yüreğine, sonuna kadar seversin... Karşındaki bunu hak ediyor mu hak etmiyor mu sormadan sorgulamadan... Sen seversin, gerisi hikâye...
İnsan seversin, şiir seversin, tiyatroyu seversin hem de büyük bir aşkla... Ben gittiğim bütün oyunlarda hep senin kızıl saçlarını ararım yıllardır. Zaten kırmızı senin rengindir. Çok güzel, kırmızı ojeli ellerin ve de kıpkırmızı saçların. İçinde kopan fırtınaların rengi kırmızı... Kan kırmızı... Güzel sözler söylemek de senin işin ya, bugünlük ben deniyorum işte.
Duvarına Sean Connery'nin resimlerini asmıştın. Senin tipindi. Bir de Attila İlhan'ın gençlik fotoğrafını... En sevdiğin şairin. Ha, bugün kim geldi gazeteye biliyor musun? Mehmet Güleryüz... Seni görmeye geldi. Hayat gerçekten şaka gibi... Şu olanlara bak... Senin Haluk Bilginer'le röportaj yapmak için apar topar yola çıkman... Her zamanki gibi bekletildiğin için ulaştırmaya son bir zılgıt çekmen, alelacele fırlaman... Ajandana randevularını yazmışsın... 17.30 Haluk Bilginer, sonra Kaktüs'ten Boyut yayınlarının paketi alınacak. Her zamanki düzenli Şehnaz.
İnsan gündüz gündüz Okmeydanı'nda araç içinde geçirdiği kazada ölür mü? Bu nasıl iştir? İftar telaşı almıştı herhalde sürücülerin aklını diye düşünüyorum, aklıma başka bir şey gelmiyor. O saatlerde yollar mahşer yerine dönüyor. Gazetende bugün bayraklar yarıya indirildi, hiç aklına gelir miydi?
Ne güzel şiirler yazardın... Doğum günü mesajlarının bile her biri birer şiir gibiydi. Sen hayatı hep şiir gibi yaşadın zaten. Büyük bir incelikle. Kırmaktan korkarak, kırılmaktan çekinmeden.
Tuğrul "ben şimdi kime bulaşacağım?" diyordu bugün. Sen şaka kaldırır, darılmaz, hiç altta kalmadan cevabı da yapıştırıverirsin çünkü.
Dün son haberini alınca, en çok içimi burkan yaşanmamışlıklar oldu. Her şey yarım kaldı sanki. Cep telefonundaki telesekreter mesajı geldi kulağıma... "Şehnaz Pak'ı aradınız, yazık ki bulamadınız. Ne çıkar, kulun ömrü aramakla geçiyor..." Dilerim aradığını bulursun da diyemiyorum artık sana...
Seninle en son My Moon'da oturup uzun uzun konuştuğumuzda bir şiir okumuştuk... "Saklı Sevda". En sevdiğin şairden... Attila İlhan'dan. Hadi gene okuyalım... "'cam yeşili bir kız çok kirpikli / saçları nasıl karanlık bir kızıl / örtülü bir güzellik benzeri olamaz / dudaklarındaki kan etkiliyor asıl / duyarlığı alıngan gönlü ikircikli / ne yazsam ona tutsak /adı şehnaz"

  ASU MARO

  Akşam, 9 Kasım 2004

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

ACI

Canım, benim şeker kızım, yitip giderek canımdan can kopardın. Çünkü tek çocuk olarak ben seni kardeş bilmiştim. Bunun da ötesinde... sırdaşım, can yoldaşım bilmiştim. Sırlarımız birbirimizde,,, şimdi sen orada, ben burada kimlerle, nasıl paylaşacağız. Bu oyunu bana oynadın. Beni eksilttin. Benim şeker kızım, seni yolcu ettiğim yerde tüm sarı güller seni sarmalasın. Yaşam ve aşk tutkunu Şehnaz'ımı sarı güller taçlandırsın. Seninle buluştuğumuzda, inan ki, yaşamın ya da ölümün en güzel dedikodularını yapacağız. İnsanım... çarçabuk yanına gelmeyi temenni edemesem de... biliyorum zaten buluşacağız... Ve de seninle bol bol şamata yapacağız. Çok çetin, yavuz dönemler geçirdik seninle. Buluştuğumuzda hayatı, aşklarımızı, ölümü konuşacağız. Nur için de yat ki, ben yanına geleyim. Zaten sen her sözümü tek tek algılarsın. Şeker kızım benim. Seni mail yazışmalarımızdaki gibi kucaklar, bütün kalbimle öperim.

Esen ÖZMAN - 06/11/2004

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------